| Message | Yükün ağır veya hafif olması, yolculuğun kolay veya zor olmasıyla doğru orantılı. Yükü hafif olan kolay menzil alır ve murad yeli onu maksada kolay ulaştırır. Amma ki yükü ağırsa kişinin, nasıl ilerlesin taşlık yolda, yalınayak?!.. Hele de gereksiz olanı atmayı, fuzulî yükten kurtulmayı, boş hamallığı terk etmeyi akıl etmiyorsa!.. Mademki her şey zıddıyla kâimdir, o halde varlık da elbette yoklukla ölçülecektir. Varlık çoğaldıkça burada keder, ötede sorgu çoğalacak; varlıktan geçtikçe keder de sual de yok olacaktır. Fuzulî Mecnun’u Hakk’a erdirirken ona şöyle dedirtir: Kurtar beni ıztırâb-ı gamdan Ver müjde vücûduma ademden Yani ki, “İlahî! Varlığıma yokluktan bir müjde eriştirip (varlığımı yok edip) beni gam ıztırabından kurtar!” Öyle ya, fanî varlıktan geçmeyince yokluğa, yani bakî olan gerçek varlığa erişmek muhal. Varlığın çokluğu nisbetinde yolculuk zor, ölüm ürkütücü. Düşünsenize bir, onca mal mülk edinmişsiniz, onca çalışıp kazanmışsınız, sonra da onları sahip(!)lenmişsiniz, ecel gelince nasıl bırakıp gider insan?!.. Hayata sarılmalar öyle çok ki onun zıddı olan ölüm hiç akla gelmemiş, varlığa öyle alışılmış ki yokluk akıldan silinip gitmiş... Hani yükü hafif olanların yolculuğu da kolay olurdu?!.. |