| Date | 2010-02-03 |
| Message | Batı yanlışlar üzerinde büyüdükçe büyüdü,Doğu doğrular üzerinde uyudukça uyudu...ne yazık...ne yazık.... bu hale gelmemeliydik....insan önce yoksuldur...çok çalışıp zengin olur sonra....ancak zor kazandığını çok çabuk unutur ve hızla farkında olmadan kaybetmeye başlar........600 yıllık bir hanedanlık ve 1400 küsür yıllık bir ışığın gölgesi ve yönetiminde, Müslümanların bu hale gelmeleri ne büyük bir acıdır...dünyanın bu helde olması ne büyük acıdır... insan yetiştirilmedi Hocam....bilim ve teknoloji o kadar çok ilerledi fakat,insan ve ahlak bir o kadar geriledi ne yazık ki..... Akademide ki hocalar kendilerini bir türlü talebe olarak görmediler ve talebe yetiştiremediler....ya makam ya mevki peşinde koşturdular hep...Oysa Hz Muhahemmedin yetiştirdiği insanlar, her hangi yaşta olursa olsunlar hep talebeydiler.....onların hedefinde her daim insan kurtarmak vardı....şimdiyse sadece insan tüketmek var tüm insanlığın zihninde...Bilginin ahlakı asla olmadı çağımızda....olamazdı... çünkü bilgi ancak, niyet ve amel ile ahlaklanırdı..... Güçlü bir dünya var karşımızda...ama yazık ki gücün ahlakı yok.Güce Ahlak veren bir zat var...işte bu noktada vahyi işaret eder Rabbimiz bizlere.....dinleyin ve uygulayın diye....hani hz Ömere soruyorlar... Allahtan Müjde gelmiş olsa, bir şey iste diye ne isterdin sen? Allahtan bir tane daha Ebu Hureyre dilerdim diyor....o büyük halife, ahiretini dahi unutup,insan istiyor Allahtan ...Hakiki İmanı elden eden bir insan, kainata meydan okuyabilir!.. diyen bir zat gibi.... İnsanlığın ne demek olduğunu unuttuk artık...Çünkü, Allahın koymuş olduğu tüm kurallar,Allahın koyduğu yerden çıkartıldı....Zulmün adı işte buydu.... şiir o kadar anlamlı olmuş ki,içinde sanki bir dünya duruyor....içerik olarak söylüyorum....günümüze ışık tutan bir eser.... Allahım Ülkemizi ve insanlığı şeytanı müttefik bilmiş yaratıkların şerrinden korusun... ve bizim mütttefikimiz her daim Allah olsun.... saygımla duamla Hocam.... |
| Date | 2010-02-03 |
| Message | Çok korktum bu sayfada, çokça acıttım kalbimi durarak..Kullanılan fon öylesi bıçak darbesi taşıyor ki sesi kapatıp kendimle dinleyeyim dedim hatta dün gelip de kaçtım ama ne fayda..Şiir okumuş şair, acıyan kanı damlatmış üstümüze vardır bir bildiği elbet ve diyor ki ; "gelin kendinize"... "Aha! tam şurama çörekleniyor engerek (izninizle bölüyorum burada. Şiire giriş hakikaten takdirlik hoş takdire boyum yeter mi bilemesem de inanıyorum budur şairlik. Şu aldığım dizede inanın ki kalbime hançer yemiş gibi oldum ve engerek zehrinin çömelmesiydi çığlığımın sebebi. Her neyse battım yani burada da sonrasıyla bitiştirilmesi mükemmel. ) Anlıyorum ihtilale beş kala gülüm Anasını emmekten sıkılan çocuklar Ağzı süslü amcalara koşmuşlar" ( bunları görünce sızdı aklımın derinine engereğin akıttığı o kalpten uzaktır keza dökülür müydü bu şiir tek acıttığı başımızdır olanlara baktıkça) “Amcalar kafalarını kazıyor gülerek Ellerinde eroin ve ihanet” Akıbeti dökülmüş sonra kalemin ağladığını göstererek – kazımak kelimesinden de öfkesinin susturuluşu dinleniyor-.. Ve de sonrasında işte zehir artık ne ederse yılan hiç kalır bunların bütününde ki görülüyor daha sûr’a dokunmadan görünen sûni kıyametlerde. Yazık biz miydik insan kimliğinin bahşedildiği yaratık…. “Çocuklar benim çocuklarım” Sebeb î serzeniş… Aslında daha çok parçalamak vardı şiiri bizleri parçalatan it’lere dar görünür gibi de lâkin ben bu kadar güçlü değilim vallahi değilim eğer ki okuyup üstten geçmeyi tercih ettiğim şiirin gizine daha bir dokunsam bu sefer hiç konuşamam… Bir radyo programı dinliyordum bir sabah üstü. Konuşan bir ses vardı ses nasıl da yabancı değil dedim ve aklıma sizin isminiz geldi öylesi uykum olmasına rağmen bu adam kim öğrenmeden uyumam demiştim şimdi ne alaka Havin ne diyorsun burada diyeceksiniz peki uslu uslu cevaba geçelim ; siz de bilirsiniz biz de biliriz şiirin kimliği olmalı bu da değil kalemin her şiirde aynı kimliği taşıdığı görülmeli ki bir yanımız Asya bir yanımız Afrika demeyelim ve inanalım kalemin şiirleri kendi kalbine yazdırdığını. O dediğim benzetme sebebi naif duruşuydu ve de şiirce konuşması o türkü okuyordu ve türkünün edebi dinliyordu okuru işte aynı tenhi durum burada da var. Şiire saygı duruşunu dinliyorum her daim bu evde ve de yüreğimden küçük bir dilekle susayım ; daim olsun mu usta - olsun inşallah-... Sevgiyle. |
| Date | 2010-02-03 |
| Message | bir düzen ki suçlu suçsuz aynı kefede bir düzen ki kişi menfaati toplum refahından önde iyiyi kötüye gammazlamakta kimileri kimileri el altından mutluluklarımızı çalarken bıyık altından halimize gülümsemekte şiir diyor ki "işte ordalar tüm güzel anların düşmanları, teşhir edin onları" her kişi "er" kişi değildir üstâd "söyleyemediklerimiz"i yine dünyadan büyük yüreğinle dizmişsin söze her daim esenlikle kal saygı ve sevgilerimle... |
| Date | 2010-02-03 |
| Message | bağışla şair her geldiğimde dağılan kelimelerimi sürükleyerek ayrıldım sayfandan...ondandı geçikmişliğim...yine dönüp dolaşıp şiirin köşesine sokuldum mısralarını okurken dökülen yapraklarımı saydım gördüm ki çok olmuş dallarım kırılalı...ondandı işte senin gibi sonbahara küskünlüğüm... Saçlarımda ay ışığıyla gelip Yetim bir yakamoz gibi Sokulup rüyalarınıza İki kaşınızın ortasından öpecektim Uçurum gibi mısralar dudaklarımda öyle ya şair... saçlarımızda ay ışığı, gözlerimizde yıldızlar vardı bizim...parmaklarımızdan akarcaktı denizler bütün martılar gülümseyecekti bize beyazı taşıyacaktık katran gecelere..iki kaşının ortasından öpecektik bütün çocukları... öyle ya şair... almasalardı sesimizi en güzel şiiri okuyacaktık ölü kuşlara.. Korkmayın diyecektim; Korkmayın en fazla sizin de uykunuz kaçar Yüreğimde demledim ateş gibi çayınızı En güzel çiçekler uçurumlarda açar siz korkmasaydınız.. kapatmasaydınız pencerelerinizi ...perdelerinizin arkasına saklanmasaydınız...bu kadar kalın olmasaydı duvarlarınız duyacaktınız belki sesimizi...alacaktınız acıyla demlenmiş hüznün kokusunu...korktunuz kanatlarımızdan...korktunuz sesimizden..oysa sarılacaktık yaralarınıza.. en güzel çiçekleri toplamıştık sizin için uçurum kenarlarından kaç kez öldüğümüzü bilmeden... Dudaklarımı kanatmasaydı Gözyaşınızdan bana düşen sır Gölgem büyürken kaldırımlarınızda Biliyordum beklediğinizi perdelerin arkasında Kahvenin telvesine sorduğunuzu beni Adımın yasak olduğu odalarınızda siz korkmasaydınız... acılarınızı sahipsiz bırakmasaydınız kanamayacaktı bu kadar dudaklarımız....kendinize uzak düştüğünüzde ağlamasaydınız olacaktı belki bizimde gözlerimiz...kaçmasaydınız güne düşerken gölgeleriniz bizimde olacaktı belki bir şehrimiz... Korkmayın diyecektim; Korkmayın en fazla sizin de uykunuz kaçar Ürkek olmazdı bu kadar mısralarım İki şehrin arasında vurulmasaydı kuşlar siz korkmasaydınız ... neler söyleyecektik olmayan ağzımızla...bıraksaydınız ellerimizi tutacaktık kanayan düşlerinizi...almasaydınız kanatlarımızı vurulmayacaktı kuşlar...korkmasaydınız sizinde olacaktı gülüşünüz ağlamayacakti çocuklarınız... Yaşlı yanaklarınıza dokunur gibi Ayaklarım namahrem sokaklarınızı çiğnerken Kundaklanmasaydı Kafdağı Şu taş duvar olmasaydı mesela Eski bir şarkının çarpıp yankılandığı Düşmeseydi gölgeniz yollarıma Aylardan eylül olmasaydı Hüznün bir adı da sonbahar siz korkmasaydınız... dokunacaktık gün arkasına sakladığınız gözyaşlarınıza...gelecektik bir eylül sabahı düşlerinize yollarımızı almasaydınız...koşacaktık ışığınıza itmeseydiniz bize ıssızlığımıza... Korkmayın diyecektim; Korkmayın en fazla sizin de uykunuz kaçar Ama en güzel sonbaharda ağlanır Dökülürken ömrünüzden ateş renkli yapraklar siz korkmasaydınız... acımayacaktı yürek uçlarımız hüzün dolanmıyacaktı ayaklarımıza... ziyanı yok biz güzel ağlarız hele sohbaharda daha da güzel ağlarız... tebriklerim her zaman ki gibi çok... sevgim saygım her daim.... |
| Date | 2010-02-03 |
| Message | İnsanın yaratıcısına, onuruna, kişisel ve yaşamsal haklarına, malı ve canına, şeref ve haysiyetine çıkarları uğruna baş kaldıranlara; bir büyük sessiz çoğunluğun iç âleminde çok daha sert şekliye dile getirdiği ama çok azının kaleme dökebildiği türden bir başkaldırıştır aslında bu manifesto! “ Eşref-i mahlûk “tan “ Esfel-i sâfilin”e düşüşteki ilk adımın ayağının altındaki kayganlığı Hz. Ömer (r.a): 'İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.' sözüyle tefsir edince; adı Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin….. olanların Karaciç ve Miloşeviç’leşmesine çok şaşırmamak lazım aslında. Belki, “ en tehlikeli gücün kontrolsüz güç “ olduğunu şahsi çıkarları uğruna unutturanların başlarını duvarlara vurduğu / vuracağı andaki feryatların bir tercümesidir bu baş kaldırıştaki uyarı, Belki, kaybedilen insanlığın fıtri duygularını kendine getirme arzusudur,İnsanın yaratıcısına, onuruna, kişisel ve yaşamsal haklarına, malı ve canına, şeref ve haysiyetine çıkarları uğruna baş kaldıranlara; bir büyük sessiz çoğunluğun iç âleminde çok daha sert şekliye dile getirdiği ama çok azının kaleme dökebildiği türden bir başkaldırıştır aslında bu manifesto! “ Eşref-i mahlûk “tan “ Esfel-i sâfilin”e düşüşteki ilk adımın ayağının altındaki kayganlığı Hz. Ömer (r.a): 'İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.' sözüyle tefsir edince; adı Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin….. olanların Karaciç ve Miloşeviç’leşmesine çok şaşırmamak lazım aslında. Belki, “ en tehlikeli gücün kontrolsüz güç “ olduğunu şahsi çıkarları uğruna unutturanların başlarını duvarlara vurduğu / vuracağı andaki feryatların bir tercümesidir bu baş kaldırıştaki uyarı, Belki, kaybedilen insanlığın fıtri duygularını kendine getirme arzusudur, Belki, İstiklâl Mahkemelerinin Ali’lerine, Jitemlerin Veli’lerine, Yassıada’nın Salim’lerine ve yandaşlarına bir selâmdır….. Belki, “ Bugün başkalarına reva gördüğünüz bir gün size reva görülürse “ de saklıdır şifre Her hâlukârda dikkate alınması ve kulağa küpe edilmesi gerekenlerin şiirleşmesiydi Duru ve duygulu bir dil, son dizeye kadar akıcı ve sürükleyici bir üslûp, yaşanılanları yaşatan bir ahenk ve; çok yerinde bir mesaj / mesajlar! Teşekkürlerimle; Eyvallah! |
| Date | 2010-02-01 |
| Message | Bıçak Sırtı Bıçağın sırtında doğdu Güneş Kızıla boyadı Korkarak Dansetti,gün boyu Soğuk çelikte Güne doymuş battı Kınında Kubilay Enginol Selam Ve Saygılarımla |
| Date | 2010-01-28 |
| Message | Bir şairi kelimelerinden tanırsınız,ihtimal. Bir şairi kelimelere vurduğu darbelerden hesaba çekersiniz bazen. “İşte bu aşkla yazılmış” şerhi düşersiniz kimi gün,kimi gün öfkesine ayna tutar kelimeler,sarsılırsınız. Yalnız hep naiftirler,hep bir taraflarıyla yüreğinizin yumuşak yerlerine konuverirler,tokmağı öfkesine denk gelse de can yakmak en beceremedikleri şeydir. Bilinir ki yaktıklarından bir fazla acır içleri,elde değildir. Ki o “yılan” zehrinin en tadına doyulmaz olanını şairler için ayırmıştır. Ellerinize sağlık diyorum Sayın Çoker ve sizi yakılan bir şairin şiiriyle selamlıyorum: |
| Date | 2010-01-16 |
| Location | |
| Message | Beğeni ile okuduğum bir kalem tebrik,takdir ve saygımı bıraktım. |
| Date | 2010-01-11 |
| Message | antoloji ve edebiyat defterinden tanıyoruz sizi sayfanızın olduğunu yeni öğrendik..artık devamlılarındanız.. saygılarımızla |
| Date | 2010-01-09 |
| Message | bize şiirler söyledin sen hep..kendine bir şey kalmadı adapazarından saygı sevgiler |